Beşiktaş’ın Şeref’i
Beşiktaş’ta futbol deyince akla ilk gelmesi gereken isim elbette ki Şeref beydir. Beşiktaş kulübü her ne kadar dört büyükler arasında ilk kurulan kulüp olma özelliğine sahipse de futbol söz konusu olduğunda gelişimi biraz geç başlamış bir kulüptür. 1905 tarihinde kurulan kulüp daha çok boks, eskrim, güreş, jimnastik gibi ferdi dallarda ihtisaslaşmıştı. Galatasaray ve Fenerbahçe gibi futbol kulübü olarak kurulmamış olan Beşiktaş, 1911 gibi geç bir tarihe kadar futbol takımı olmaksızın faaliyetlerine devam etmişti. Beşiktaş’a futbolu getiren ve kulübü adeta yoktan var eden Şeref Beydir. Beşiktaş tarihinde bu kadar ehemmiyetli bir yere sahip olan bu zat-ı muhterem kimdir peki? Asıl adı Ahmet Şerafettin olan Şeref bey1894 senesinde Valideçeşmesi’nde doğmuştur. Yani doğuştan Beşiktaşlı sayılabilecek bir kişidir. Küçük yaşlardan itibaren futbola merak salmış ve bu merakını semtinin ilk futbol takımlarından birisi olan Valideçeşmesi takımını kurarak taçlandırmıştır. Beşiktaş semtinde futbolun gelişmesi için uğraşan ve bu uğurda projeler üreten genç Şeref, futbolun ancak daha kurumsallaşmış bir yapıda gelişeceğini düşünerek henüz 17 yaşında iken Beşiktaş kulübüne iltihak olmak için başvuruda bulunmuştur. Bu hevesli genç 1911 yılında Beşiktaşlı gençlerin kurduğu diğer bir takım olan Basiret’lileri de yanına alarak Beşiktaş Osmanlı Jimnastik Kulübüne girmiş ve bu kulübün futbol takımını vücuda getirmiştir.
Şeref Beşiktaş kulübünde futbolu yoktan var etmesine ve Beşiktaş’ı semt içinde popüler bir hale getirmesine rağmen kulüp ile ilişkisi hep problemli olmuştur. Daha Beşiktaş’a gelişinin ilk yıllarında diğer şubelerle arasına kara kedi girmiş ve bir ara arkadaşları ile birlikte kulüpten ayrılarak Şişli’de Sebat Kulübü’nde çalışmak zorunda kalmıştır. Ancak bu ayrılık çok kısa sürmüş ve gönülden bağlı olduğu Beşiktaş’ına geri dönmüştür. 1914 yılında meydan gelen bu olaydan sonra ise Birinci Dünya Savaşı onu Beşiktaş’ından ayırmıştır. Savaştan döndüğünde ilerlemesine büyük katkılar verdiği kulübünü harap halde bulacaktır. Ne Akaretlerdeki top sahası (bugün Beşiktaş plazalarının bulunduğu alan) ne kulüp binaları yerlerindedir. İlk işi top sahasını yeniden ele geçirmek ve takımını yeniden toparlamak olmuştur. Zamanın birinci sayılabilecek Cuma ligine alınmamaları üzerine yılmayan Şeref bey Beşiktaş’ına bir lig yaratmaktan da geri durmamıştır. İstanbul Türk İdman Birliği adındaki bu 12 takımlık lig içinde Beşiktaş mücadelesine başlamış ve ilk başarılarını bu lig içinde elde etmiştir.
Futbol takımını kuran, onu kurusallaştıran ve tekrar tekrar hayat veren Şeref bey aynı zamanda ileri ki yılların efsane kadrosunu da bizzat kendi toparlamıştır. Türk futbolunun ünlü volecisi ve aynı zamanda adaşı da olan Şeref Görkey’i takıma o kazandırmıştır. Yine Beşiktaş’ın bir başka efsane ismi Baba Hakkı’yı (Yeten) takıma o sokmuştur. Hem de kendisini askeri okuldan aldırıp, iş bularak. Yine Beşiktaş futbol takımının ilk yurtdışı gezilerini de Şeref organize etmiş ve takımın tecrübe edinmesine katkılarını esirgememiştir. Ancak Şeref’in Beşiktaş’a son hizmeti, futbolcularının nizami bir sahada idman yapmaları ve oyun oynayabilmeleri için yeni bir saha bulması olmuştur. Çırağan Sarayının sahaya çevrilmeye müsait bahçesini milli emlaktan kiralayan Şeref Bey burayı Beşiktaş’ın stadı yapmak için ömrünün son anlarına kadar uğraş vermiştir. 1932 yılında bürokratik işlemleri halletmek için Ankara’ya gider ve sağlığının bozulmuş olmasına rağmen işlemler bitmeden İstanbul’a dönmeyi reddeder. Çırağan’daki sahanın işlemleri sona erince İstanbul’a döner fakat kanser gibi amansız bir hastalığa yakalanarak 1933 yazında tüm futbol camiasını yasa boğarak aramızdan ayrılır.
Şeref’in Stadı ve “Karakartal”
Şeref Beşiktaş Futbol takımını yoktan var etmiş ve birçok kez yeniden yaratmıştı. Ancak başta da değinildiği gibi diğer branşlara eğilim gösteren yöneticiler ve gruplar futbolun çok fazla öne çıkmasından rahatsızlık duyuyorlardı. Ancak Şeref o kadar Beşiktaş ile özdeşleşmişti ki bu yeni stada onun ismi verilmişti. Artık son mücadelesi onun adıyla anılacaktı: Şeref Stadı. Şeref’in adının Beşiktaş ile özdeşleşmesi kulüpteki diğer isimler arasında rahatsızlık uyandırmış, hatta 1938 senesinde adı stadın tarihi kapısında indirilmişti. Adı tekrar yerine, büyük bir kamuoyu baskısı ve camiada ortaya çıkan infialle iade edilmişti. Bu muamele elbette ki yukarıda özetlenenlerden sonra reva değildi. Hatta Beşiktaş’a Karakartallar ismi bile onun sayesinde kazandırılmıştır. 1932-1933 sezonunda İstanbul Lig Şampiyonluğu finalinde Fenerbahçe ile oynanan maça Beşiktaşlılar Şeref beyin ölümü üzerine simsiyah formalar ile çıkmışlardı. Bu maçta Beşiktaş seyircisini galeyana getirecek derecede iyi ve atak oynamış ve taraftarlarına “karakartallar” gibi saldırıyorlar dedirterek bu ismi hak etmişlerdi. Her ne kadar Fenerbahçe maçı ve şampiyonluğu kazanmış ise de Beşiktaş sembolünü kazanmıştı ve bunda dahi Şeref beyin katkısı büyük olmuştu.
Şeref’e Vefa ve Şeref Turnuvası
Şeref beyin ölümü sonrasında geride bıraktığı ailesi için yardım toplanması konusunda çeşitli öneriler gündeme gelmiş ancak pek oralı olan çıkmamıştı. Ancak geç de olsa bir yıl sonra futbol camiasının aklı başına gelmiş ve yalnız Beşiktaş’a değil Türk futboluna büyük hizmetler vermiş bu spor adamına gerekli vefa gösterilmiştir. Zamanın önemli spor mecmualarından olan Olimpiyat dergisinin ortaya attığı bir fikir neticesinde hasılatı Şeref’in eşi ve çocuklarına bırakılacak bir turnuva düzenlenmesine karar verilmiştir. CHF İstanbul merkez reisi Doktor Cemil beyin delaletiyle Fenerbahçe, Galatasaray ve Beşiktaş kulüplerinin muvafakatiyle turnuvanın programı ilan edilmiştir. Bu muvafakat üzerine İstanbul mıntıkası merkez heyeti 29 Ekim’de Fenerbahçe ve Galatasaray Taksim stadında, 2 Kasım’da Fenerbahçe ve Beşiktaş Fenerbahçe stadında, 4 Kasım’da Beşiktaş ile Galatasaray Taksim stadında karşılaşacaklarını ilan etti. Bu üç maçta en fazla puan alan takım Şeref namına koyulan kupayı kazanacaktı. Kulüpler bu maçlarda stat hissesi almayacak ve vergi çıktıktan sonra üç maçın hasılatı Şeref’in ailesine verilecekti. Ayrıca azami yardımı elde etmek için CHF umumi katibi Recep, İstanbul Merkez Reisi Cemal ve İş Bankası İstanbul Şube müdürü Yusuf Ziya Beyden kurulu bir komite de kurulmuştu. Bu komitenin yapısı turnuvanın ehemmiyetini de gösteriyordu.
İlk maçın Fenerbahçe ve Galatasaray arasında ve Cumhuriyet bayramında yapılıyor olması elbette ki bir tesadüfün eseri değildi. Bu hasılatı arttırmanın ve kalabalık bir seyirci kitlesi bulmanın bir yoluydu. Ayrıca maçın başlama saati bayram kutlamalarında sonraki bir saate alınmıştı. Bu Fener-Cimbom maçının zamanın futbolu için de önemi büyüktü. Zira 1932-3 Şilt Şampiyonluğu finalinin bir rövanşı niteliğindeydi. Bundan dolayı Taksim stadına büyük bir kalabalık toplanmıştı. Maç saat 15:30’da Atletizm federasyonu başkanı Burhan beyin Şeref Bey hakkında kısa bir hitabesinden ve merhumun hatırasına hürmeten bir dakikalık sükuttan sonra başlamıştır. Hakemler İstanbulspor’dan Adnan, yan hakemler ise Hilal kulübünden Halit ve Mümtaz beylerdi. Takımların on biri şu şekilde sahaya çıkmıştı: Fenerbahçe; Bedi, Yaşar, Fazıl, Cevat, A. Rıza, Esat, Şaban, Fikret, Namık, Muzaffer, Niyazi. Galatasaray: Avni, Lütfu, Faruk, İbrahim, Nihat, Kadri, Danyal, Fazıl, Rasih, Şemsi, Necdet. Maç günün mana ve önemine binaen çok güzel başlamıştı. Yazarlara göre uzun zamandır görülmeyen şık paslaşmalar ve organize ataklar seyircilere müthiş bir keyif veriyordu. Karşılıklı akınlar ve ataklarla geçen ilk yarı golsüz beraberlikle sona ermişti. Galatasaray müdafaasında Faruk üç adam gücünde oynuyor Fener ileri uç adamlarına fırsat vermiyordu. Buna mukabil Fener beki Muzaffer Galatasaray’a çok fazla pozisyon veriyordu. Ancak her iki takımda diri bir şekilde sahada oynadığı için eşit bir görüntü ortaya çıkmıştı. İlk yarının son dakikalarında her iki kalecide göz dolduran kurtarışlar ile takımlarını kurtarmışlardı.
İkinci yarıya Fenerbahçe hızlı başlar. Cevat’tan güzel bir pas alan sağ açık Niyasi ileri fırlar ve avut çizgisi hizasında topu ortalar. Bu çok güzel şandele aynı güzellikte sol iç Fikret bir kafa vuruşu ile mukabele eder. Her zaman görülmeye bu vuruş Galatasaray kalecisini yerine kitlemiş ve Fener maçın yegane golünü kazanmıştır. Bu gol ile Fener akınları hızlanmıştır. Yine müsait bir pas alan Niyazi ileri fırlayarak Cimbom defansını atlatmış ve kaleci Avni ile karşı karşıya kalmıştır. Bu müsait pozisyonu Avni’nin kucağına topu bırakarak harcayan Niyazi takımını ikinci golden etmiştir. Bu sırada iki takım arkadaşı Lütfu ve Avni çarpışmış ve Avni fena halde sakatlanmıştır. Sahayı terk eden Avni’nin daha sonra burnunun kırıldığı haberi alınmıştır. Avni yerine ihtiyat kalecisi Hızır’a terk etmiştir. Galatasaray maçın sonlarına doğru hareketlenmişse de sahadan yenik ayrılmaktan kurtulamamıştır.
Turnuvanın ikinci maçı Fenerbahçe ile Beşiktaş arasında oynanmış ve berabere sona ermişti. Bundan dolayı kupanın sahibini son maç olan Beşiktaş Galatasaray maçı belirleyecekti. Taksim stadında oynanan son maç gayet kalabalık bir seyirci kitlesi tarafından izlenmiştir. Mamafih bu seyirci hiç de zevki bir maç izleme olanağına nail olamamıştır. Zira Türkiye birincilikleri dolayısıyla çok sık maç yapmak zorunda kalan Beşiktaşlı oyuncular sahada adeta gezinmekteydiler. Galatasaray’ın ise Kadri ve Rasih gibi oyuncularından mahrum olması oyununu etkilemiştir. Sahadaki oyuncular adeta maçın bitmesini bekler bir şekilde oynuyorlardı. İkinci yarıda Beşiktaş müdafaası güya bir topu kurtarmak isterken, kaleciden dönem topa Feyzi’nin ters vuruşu ile kendi kalesine bir atmıştır. Havadan bir gol bulan Galatasaray daha bir düzgün oynamaya başlamıştır. Durumun vahametini kavrayan Beşiktaşlı futbolcular en azından beraberliği kurtarmak için biraz daha gayretli oynamaya başlamışlar ve devrenin sonlarına doğru aradıkları gole kavuşmuşlardır.
Böylece Beşiktaş iki beraberlik almış, Galatasaray bir beraberlik bir mağlubiyet, Fenerbahçe ise bir beraberlik bir galibiyet alarak Şeref için yapılan turnuvanın galibi, kupanın da sahibi olmuştur. Böyle Şeref’in kurduğu futbol takımı zamanın en başarılı takımı olmasına rağmen kurucusunun şerefine yapılan Şeref kupasını müzesine götürememiştir. Ancak çok hizmetler ettiği Türk Futbolu böylece Şeref’ine vefada kusur etmemiştir.