Y. Doğan Çetinkaya MakaleFutbol TarihiBir Zamanlar Fenerbahçe-Galatasaray Derbisi -1913

Bir Zamanlar Fenerbahçe-Galatasaray Derbisi -1913

TamSaha No. 3 / Ocak 2005

by Y. Doğan Çetinkaya
170 kez okundu

Tarih: 2 Kasım 1913 Yer: Kadıköy
Fenerbahçe:4 Galatasaray:2

 

Ezeli Rekabet

Dünyanın en önemli üçüncü derbisi sayılan Fenerbahçe-Galatasaray arasındaki karşılaşmaların geçmişi, bildiğimiz gibi çok eski tarihlere kadar uzanmaktadır. Türkiye’nin en köklü “ezeli rekabeti”dir bu. Öyle ki bu maça ilişkin tartışmalar, hakemin kim olacağı, camialar arasında yaşanacak gerginlik ve çatışmalar nasıl şimdi haftalar öncesinden konuşulmaya başlanıyorsa o zaman da ona benzer bir önemi haizdir. Futbolun şimdiki gibi gündemde çok fazla yer işgal etmediği dönemlerde bile Fenerbahçe-Galatasaray derbisi bir futbol maçından çok daha fazlasını ifade etmektedir.

Gerçekten de Fenerbahçe ile Galatasaray arasındaki karşılaşmalar Türk futbolunun daha ilk yıllarında bile diğer maçlardan farklılık arz ediyordu. Bu maça ilişkin çağdaş değerlendirmeler, hem futbolcular hem de futbol camiasında bu karşılaşmanın özel yerini hemen ele vermektedir. Bizim bu iki takımın karşılaşmasına dair ulaşabildiğimiz en eski “bütünlüklü” aktarım 1913 yılındaki maça aittir. ‘A.D.’ imzalı bu değerlendirmeye göre galibiyetle Fenerbahçe “en büyük emeline” kavuşmuştur. Yine bu yazıya göre bu maç Türk futbol aleminde “epey önemli bir vakadır.” Yani daha futbol tarihimizin başında dahi bu maç sıradan bir futbol müsabakası değildir. Ancak bu değerlendirmenin maça ilişkin bilgi edinmemizi sınırlandıran bir tarafı vardır. Bu yazı karşılaşmaya daha çok maçtan yenik ayrılan Galatasaray takımının cephesinden bakmıştır. Bu durum maçın bir takım önemli ayrıntılarına ilişkin bilgi edinmemizi engellemiştir. Örneğin Galatasaray’ın yenilgisinin muhtemel nedenleri ayrıntısı ile tahlil edilir ve attığı gol ve kaçırdığı pozisyonlar zikredilirken, Fenerbahçe’nin gollerinin kimler tarafından nasıl atıldığına değinilmemiştir. Ancak yine de bu maça ve zamanın Fenerbahçe-Galatasaray derbisine ilişkin önemli bilgiler edinmekteyiz.

 

Maç Öncesi Takımlar

Her şeyden önce bu maç Fenerbahçe için özel bir önemi haizmiş. Son bir senedir yapılan üç karşılaşmada Galatasaray’ı yenmek şöyle dursun, Fenerbahçe bir gol dahi atamamış. Bu bakımdan bu maça daha hırslı hazırlanan taraf olmuş Fenerbahçe. Son üç senenin İstanbul şampiyonu Galatasaray’da ise bir rehavet söz konusuymuş. Üst üste alınan başarılardan sonra gelen bu rehavet sezon başından beri kendini hissettirmekteymiş. Örneğin Fenerbahçe’nin ligde doludizgin giderken, Galatasaray kolay rakipler karşısında bile pek de iyi sonuçlar alamıyormuş. Yani bir bakıma Galatasaray’ın yenilgisi ‘geliyorum’ demiş.

Yazıya göre Fenerbahçe maça iyi hazırlanan tarafmış. Geçmişteki mağlubiyetlerden dersler çıkaran Fener hafta boyunca muntazaman idman yapmış ve maharetlerini arttırmış. Dahası sağ açıkta gayet iyi oynayan yeni bir oyuncuyu kendilerine ‘ilhak’, yani transfer, etmişler. Uzun lafın kısası Fenerbahçe hazırlıklıymış ve yazara göre mükemmel bir takım ile ezeli rakibinin karşısına çıkmış. Galatasaray ise bir buhran içerisindeymiş. Her şeyden önce galip geleceklerinden fazla emin olan futbolcular hafta boyunca idman yapmaya pek lüzum görmemişler. Ancak yazara göre Galatasaray’ın yenilgisinin asıl nedeni kulübün yapısal bir zaafına bağlıymış.

 

Galatasaray: Bir Mektep Takımı

Bu yapısal zaaf, Galatasaray futbol takımının büyük ölçüde Mekteb-i Sultani öğrencilerine dayanıyor olmasıymış. Galatasaray lisesinde futbola uygun fizik ve güçte öğrenci bulmak sorun olduğu gibi, iyi yetişen gençler de kısa zamanda ya taşrada memuriyet için ayrılıyor ya da Avrupa’ya tahsile gidiyorlardı. Dolayısıyla kulüp yerlerine yenisinin konulması zor olan futbolculardan hep mahrum kalıyordu. Bu maçta da Fenerbahçe’nin güzide takımı karşısına Galatasaray Bekir, Muhsin ve Neşet beylerden yoksun olarak çıkmıştı. Yetmiyormuş gibi bir de takımın en iyi müdafii, yani savunma oyuncusu Adnan Bey de maça gelmeyerek arkadaşlarını yalnız bırakmıştı. Adnan Bey’in maça gelmeyişi zamanın takımlarının amatörlüğünün bir göstergesi sayılmalı. Galatasaray bu önemli eksiklerin yerine sahaya sürdüğü oyuncuları daha önemsiz mevkilere koymak için orada oynayan iyi oyuncuları da yerlerinden etmek zorunda kalmıştı. Yani maçı değerlendiren yazarımıza göre Fenerbahçe’nin çevik ve mahir oyuncularının karşısında ‘hücumları def etmek’ ve ‘hat-ı müdafayı’ bozmak Galatasaray için pek mümkün değildi.

 

Ve İlk Düdükle Oyun Başlar

Müsabakanın ilk dakikalarında takımlar bir birlerini şöyle tartmışlar ve top ortalarda biraz dolaşmış. Her iki taraf da eş bir oyun sergilerken karşılıklı ataklarla oyunun heyecanı yükselmiştir. Bu esnada Fenerbahçe ilk golünü atmıştır. Ancak Fenerbahçelilerin sevinci kısa sürmüş, Galatasaray’ın merkez ‘muhacimi’, yani santrforu, Mösyö Ober’in (Auber) ‘her futbol meraklısının mazhar-ı takdiri’ olan dehşetli bir şutu eşitliği sağlamış. Bu golle moralleri yükselen Galatasaraylı oyuncular ataklarını arttırarak Fenerbahçe’nin üzerine gitmeye başlamışlar. Fenerbahçe’nin de açık bir futbol oynamasıyla her iki kale önünde de heyecanlı dakikalar yaşanmış.

 

Mösyö Ober Kaleciyle Karşı Karşıya

Hatta bu dakikalarda Galatasaray’ın ilk golünü de atan Mösyö Ober kaleci ile karşı karşıya kalmış ancak son vuruşu yapamadan Fenerbahçe savunması yetişmiştir. Maçı aktaran yazara göre Mösyö Ober pek futbol ‘kavaidine’, yani kurallarına, uygun olmayan bir şekilde yere yuvarlanmışsa da, maçın hakemi pek oralı olmamıştır. Bu pozisyon maçın dönüm noktasını oluşturmuş ve maçın birinci ‘partisi’ (ilk yarısı) 1-1 berabere sona ermiştir.

 

İkinci Parti’nin Başlaması

İkinci Yarıya Fenerbahçe çok hızlı başlar. Bu hücumlar Galatasaray’ın istirahat esnasında, yani devre arasında, oyuncuların mevkilerini değiştirip hücuma ağırlık vermesiyle daha da artar. Nitekim ‘köşeben muavinler hattı’, (orta sahanın kenarları) atakları kesmede yetersiz kalmaya başlamış ve tüm yük savunma ve kaleciye binmiştir. Bu sırada Fenerbahçe peş peşe iki gol bulur. Bu gollerde çok iyi maç çıkaran merkez muhacimi Kemal Bey ile sağ açık muhacimi Mösyö Miço’nun rolleri büyüktür. Galatasaray’ın kifayetiyle sıkıştığı bu esnada Mösyö Ober ikinci defa Fener kalesi önüne kadar sokulur ve azim bir tehlike yaratır. A.D.’ye göre hakemin ilk yarıdaki kayıtsızlığından cesaret alan Fenerbahçe savunması Mösyö Ober yeniden yere yuvarlar. Ancak hakem yine aldırmaz. Yazar hakemin en azından tembihte bulunabileceğini düşünmektedir!

 

Sonuç

Oyunun bitmesine 15 dakika kala Fenerbahçe bir gol daha atmıştır. Bu golü Galatasaray’ın akınları izlemiş, fakat hücum oyuncuları muavin oyuncuların yardımından mahrum oldukları için gol atmaya muvaffak olamamışlardır. Maç 4-2’lik skorla Fenerbahçe’nin lehine sona ermiştir. Ne yazık ki Galatasaray’ın 2. golü ne şekilde attığına dair bir bilgiye ulaşamadık. Bu maça ilişkin haberden anlaşılan Fenerbahçe’nin iyi bir hazırlık geçirdiği ve yeni bir transferle maça bir ‘intizam’ içinde çıktığıdır. Galatasaray ise oyuncularının lakaytlığı ve düzensizliği sonucu maçtan boynu bükük ayrılmak zorunda kalmıştır. Sonuç itibariyle Fenerbahçe son üç maçtır gol atamadığı Galatasaray’ı net bir skorla geçmiştir. Maçı değerlendiren yazar ise, -örnekleri sıklıkla bugünkü basından da bulunabilecek şekilde- olaya daha çok bir tarafın penceresinden bakmıştır. Elbette ki futbolun ilk yıllarına has amatörlük havası içersinde ve at gözlükleri takmadan. Ve ezeli rekabetin tadını da unutmadan.

Görüldüğü gibi ‘derbi-i azam’ daha ilk günlerinden itibaren sporseverlerin ilgisine mahzar olmuş ve tıpkı bugün gibi temaşa, şevk yaratmış.