Isınma Pasları
Futbol oyunun tarihi ülkemizde bir yüzyıldan daha da geriye gitmektedir. Dünyanın farklı birçok coğrafyasında olduğu gibi futbol, Osmanlı İmparatorluğu’na da İngilizler tarafından getirilmiş ancak kısa bir zamanda imparatorluğun farklı cemaatleri arasında yayılmıştır. Bilindiği üzere İzmir ve İstanbul futbolun gelişmeye başladığı ilk merkezlerdir. Türklerin futbol ile aktif olarak ilgilenmeleri ise İstanbul’da 1890’lı yıllarda devrin II. Abdülhamit yönetiminden gizli bir şekilde olmuştur. İlk Türk futbolcusu sayılan ve Bobi takma adıyla İngilizler arasında oynayan Fuat Hüsnü, ilk önce Reşat Danyal ile birlikte “Black Stockings”, daha sonra da kendi başına “Kadıköy” takımını kurmuştur. Her ne kadar bu ilk girişimler toplum içerisinde istisnai örnekler teşkile etmiş de olsa ve topluma yaygınlık dereceleri tartışmalıysa da, bu ilk mütevazi adımlar, yakın bir tarihte önemli birlikler ve örgütlenmeler haline geleceklerdir. Futbolun Türk spor tarihindeki müstesna yerinin en önemli özelliği resmî kurumların dışında, sivil denilebilecek inisiyatiflerin bir ürünü olmasıdır.
Takım Olma
Öyle ki geçtiğimiz yüzyılın hemen ilk on yılında Türkiye’nin belli başlı takımlarının kurulmuş olması bir tesadüfün eseri değildir. Futbol ile ilgilenen gençler aynı Fuat Hüsnü Bey gibi futbol oynamalarının yanı sıra kendi takımlarını ve hatta kulüplerini oluşturma yoluna gitmişlerdir. Çoğu, aynı zamanda kurulan yeni kulüplerin futbolcuları da olan bu ilk kuşak kulüp yöneticileri Türkiye’de futbolun ve daha genel düzeyde sporun yerleşmesinde önemli roller oynamışlardır. Bu noktada değinilmesi elzem olan husus futbolcuların, ilk örgütlenmelerin ve bunlar arasındaki ilişkilerin bağımsız karakteridir. Bu durum Türkiye futbol tarihinin ilk dönemine damgasını vuracak bir özellik olacaktır. Futbolun gelişmesinde, takımların kurulmasında, ilk liglerin örgütlenmesinde ve nihayet ilk çatı örgütlerin inşa edilmesinde bu özerk, bağımsız irade hep belirleyicidir. Nitekim, kulüpler futbolun ülkemizde yaygınlaşmasında, kuralların düzenlemelerin yerleştirilmesinde en belirleyici aktörler olarak gelişmeye devam etmişlerdir.
İlk Organize Ataklar
Türkiye’de futbolun hızlı gelişiminin en önemli göstergesi daha futbolu bu ülkedeki ilk yılları diyebileceğimiz bir zaman diliminde, 1903 senesinde, bir ligin kurulmuş olmasıdır. İlk başta yabancı ve Rum takımlarının öncülük ettiği bu girişim daha sonra Galatasaray ve Fenerbahçe gibi Türk takımlarını da içine almakta gecikmemiştir. Bu ilk futbol örgütlenmesi daha çok maçların başlama dönemi, günleri, saatleri, hakemleri gibi temel gerekliliklerin belirlenmesi meseleleri ile iştigal etmiş, maçların oynanmasını engelleyecek aksaklıkların aşılması için çaba göstermiştir. Yine bu örgütlenme içerisinde diğer önemli bir husus da Kadıköy’ün İstanbul’da futbolun merkezi olarak ortaya çıkışıdır. İngilizler ve Rumlarca kurulan “Kadıköy Union Club,” İstanbul’da futbol oynamaya elverişli tek nizami sahaya sahip olması ve örgütlenmesi hasebiyle bu ilk futbol örgütlenmesinin de ana unsurudur. İstanbul’da ilk futbol oynanan boşlukların, Moda, Kuşdili ve Papazın Çayırı gibi yerlerin Kadıköy’de bulunması sebebiyle de bu durum bir rastlantı değildir. İlk ligin örgütlenmesiyle birlikte, ilk lig maçları bugünkü Fenerbahçe Stadı’nın üstünde yükseldiği Papazın Çayırı’nda oynanmaya başlanmıştır.
Kulüp Antlaşmazlıkları
İlk kulüplerin ortaya çıkışı, lig maçlarının başlaması ve transfer gibi konularda rekabetin ortaya çıkması çözümsüz problemleri ve sürtüşmeleri de beraberinde getirmiştir. Bu aslında futbolun Türkiye’deki gelişiminin ve kurumsallaşmasının da bir göstergesi sayılabilir. Kulüp sayısının artması ile ligi oluşturan takımlar arasında ve bu ligin dışında kalan yeni kurulan kulüpler arasında sorunlar hep olmuştur. Bu sorunlar, sürtüşmeler ve rekabetlerin tarihi hakkında mufassal bir bilgiye ne yazık ki sahip değiliz. Elimizde ancak bir takım hatıralara dayanan aktarımlar vardır. Bunlardan anlaşıldığı kadarıyla tüm organizasyon ve ilişkilerin kulüplere dayanması bunlar arasındaki küçük sorunların ve rekabetlerin lig yapısını derinden etkilemesini de beraberinde getirmiştir. Bundan dolayı 1910 senesiyle birlikte karşımıza yeni bir lig örgütlenmesi, İstanbul Futbol Kulüpleri Ligi çıkmaktadır. Bu dönemde Moda, Kadıköy Union, Fenerbahçe, Galatasaray, Elpis (Rum Takımı), Strugglers, İmogen, gibi ilk öncü takımların ardından Beşiktaş, Beykoz, Süleymaniye, Anadolu, Türk İdman Ocağı, Hilal, Nişantaşı, Türk Gücü, Analoluhisarı, Telefoncular, Ramblers, Darüşşafaka, Darülmuallimin, Progrés, Sanayi Futbol, Altınordu gibi birçok yeni futbol takımının ortaya çıktığına şahit olmaktayız. Ancak bu yeni örgütlenme ve daha sonra kurulacaklar da kulüpler arası sürtüşmeleri ve bazı takımların lige kabul edilmemelerini engelleyememiş ve bu ilk doğuş yılları hep bir karmaşa arz etmiştir. Fenerbahçe ve Galatasaray arasındaki o ünlü ezeli rekabet bu günlerde doğmuş ve zamanın futbol camiasının en önemli unsuru olarak sivrilmiştir. Bu mücadelelerin sonucunda kâh Fenerbahçe, kâh Galatasaray ligin dışında kalmak zorunda kalmıştır. Hatta öyle ki daha sonra oynandıkları güne göre adlandırılan iki ayrı lig, Cuma Ligi ile Pazar Ligi bile beraber var olabilmiştir. Bu durum aslında, ilk yıllarda futbolun tamamen kulüplerin iradesi altında, futbolcuların kulüplerin başlıca unsurları olduğu yılların getirdiği özerk ve bağımsız yapının bir yansımasıdır.
Futbolun Sadece Futbol Olmamaya Başlaması ve Siyaset
Futbolun önemli bir toplumsal olgu olarak ortaya çıkmasının ve öneminin artmasının en önemli ispatlarından birisi yönetici elitlerin futbol ile ilgilenmeye başlamalarıdır. Ya da yaygın deyimiyle söylersek “futbola siyaset karışmasıdır.” Futbola siyasetin karışması diğer coğrafyalardan örneklerin de gösterdiği gibi evrensel bir olaydır. Kitleleri peşinden sürükleyen bir olgunun, kitle siyasetinin doğduğu yılarda siyasi elitlerin ve politik örgütlenmelerin dikkatini çekmemesi zaten beklenilemez. Lakin en bilinen örnekleri; İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin Altınordu kulübünü, Talat Paşa’nın başkanlığa gelmesiyle açıktan desteklemesi ve Karşıyaka’nın Hürriyet ve İttilaf ile olan ilişkisini bir kenara bırakırsak, futbol-siyaset ilişkisi hakkında çok şey bildiğimiz söylenemez. Ancak yine de belirtmek gerekir ki bir bütün olarak zamanın futbol dünyası ve oluşmaya başlayan yeni çatı örgütlenmeleri temelde özerkliklerini korumuşlardır. Zaten zaman içerisinde Cumhuriyet’in kurulmasına kadar geçen yılların toplumu yoran savaşlar ve toplumsal çalkantılarla geçmesi futbola da yansımış, diğer birçok alanda olduğu gibi bu alanda da bir duraksama yaşanmıştır.
Türkiye İdman Cemiyetleri İttifakı ve Futbol Federasyonu
Futbol Federasyonu’nun tarihte izi sürülürken kafa karışıklığına yol açacak bir durum söz konusudur. Türkiye İdman Cemiyetleri İttifakı (TİCİ) teorik olarak bir çok-sporlu üst kurum girişimi olarak ortaya çıkmıştır. Futbol Federasyonu da bu kurum içerisinde bir alt organizasyon olarak oluşturulmuştur. Ancak şu da bir gerçektir ki TİCİ’yi oluşturan irade yine futbol kulüpleri olmuş ve bu örgüt de ilk başlarda asıl itibariyle bir futbol organizasyonu olarak ortaya çıkmış ve çalışmıştır. Bundan dolayı ilk adımları Yusuf Ziya Öniş, Ali Sami Yen, Burhanettin Felek ve Nasuhi Baydar’ın attığı TİCİ’nin ilk önemli toplantısı 26 Haziran 1920 tarihinde Kadıköy Union Club’da, kulübün yöneticileri arasında yapılmıştır. Bu yılın Eylül ayında yine aynı yerde müzakerelere devam edilmiş, yönetmelik tartışmaları, ilk geçici kurulların oluşturulması ve Dahiliye Nezaretine başvurulması ise 1921 senesi içerisinde olmuştur. Dahiliye Nezaretine yapılmış olan başvurunun 22 Mayıs 1922 yılında tasdik edilmesi ile birlikte ilk TİCİ toplantısı 14 Temmuz 1922 tarihinde Fenerbahçe kulübünde yapılmıştır. Daha çok futbol kulüplerinin iradesi sonucu tecelli eden bu organizasyonun içinden de 24 Ağustos 1922 günü Muvakkat (geçici) Futbol Federasyonu kurulmuştur. Yine mahiyeti hakkında ayrıntılı bir bilgiye sahip olmadığımız kulüpler arası çekişmeler neticesinde TİCİ 1923 yılında yeniden yapılandırılmış, Şubat 1923 ayı içerisinde yapılan tartışma ve görüşmeler neticesinde 16 Şubat 1923 tarihinde yeni nizamname oluşturulmuştur. Bunun neticesi olarak da Futbol Federasyonu 13 Nisan 1923 tarihinde kurulmuştur. Görüleceği üzere TİCİ’nin kendisi bir futbol organizasyonu olarak ortaya çıkmaya başlamış ve kuruluşu 1920 senesinde 1923 senesine kadar sürmüş ve çeşitli veçhelerden geçmiştir. Futbol oyunun gerçek özneleri kulüpler bu örgütlenme ile bu oyun üzerindeki etkilerini ve TİCİ’nin kendilerine dayanan özerk yapısını sürdürmüşlerdir.
Tarihi Yazılmamış Büyük Tarih
Yukarıda da belirtildiği gibi futbol tarihimizin başlangıçları Cumhuriyet öncesine uzanmakta ve futbola dair ve bugüne miras kalmış birçok örgütlenmenin tarihi geçtiğimiz yüzyılın başlarına gitmektedir. Futbolun Türk kamuoyundaki en önemli sosyal olgulardan biri olduğu da düşünülürse, onun bu zengin geçmişi ve tarihi hakkında ciddi çalışmaların azlığı dikkat çekicidir. Bugüne kadar yapılmış ve daha çok hatıralara, anılara, kişisel gözlemlere dayanan birkaç değerli öncü çalışmanın arkasından, ciddi, analitik ve birincil araştırmaya dayanan çalışmanın gelmemiş olması ilginçtir. Halbuki, bu toplumun tarihinin önemli bir parçası olan futbol ve onun kurumlarının yaşanmış tarihi bizlere bir şeyler söyleyebilmek için yazılmayı bekliyor. Bunun yanında bu yazıya da kaynaklık eden şu değerli çabaları anmamak haksızlık olur: Kurthan Fişek, Spor Yönetimi, (İstanbul: 2003) ve 100 Soruda Türkiye Spor Tarihi, (İstanbul: 1985); Vala Somalı, Beşiktaş Tarihi, (İstanbul: 1978); M. Ali Oral, Türkiye Futbol Tarihi, (İstanbul: 1954); Ergun Hiçyılmaz, Türk Spor Tarihi, (İstanbul: 1974); Ali Rıza Ertuğ, Türkiye Futbol Tarihi, (Ankara: 1977); Rüştü Dağlaroğlu, Fenerbahçe Tarihi, (İstanbul: 1957); Rüştü Dağlaroğlu ve Haluk San, Türk Futbol Tarihi, (Ankara: 1960); Cem Atabeyoğlu, Spor Ansiklopedisi, (İstanbul: 1972).