Eski Zaman Olur ki…
Futbol ile ilgili ne zaman kötü bir gelişme yaşansa, genellikle işlerin daha kötüye gittiğine dair birtakım fikirler öne sürülür. Maçlarda meydan gelen “istenmeyen” olaylar, saha içinde ve dışındaki kavgalar, şike iddiaları, hakem tartışmaları bizi herşeyin daha fazla kötüye gittiğine hükmettirir. Öyle ki bu kötü gidişatın karşısına hemen futbola dair asr-ı saadet hikayeleri, bir futbol nostaljisi konulur. Bu söyleme göre eskiden farklı kulüplerdeki futbolcular birbirleri ile dost, kulüpler arası ilişkiler ise bir kardeşlik havası içerisinde cereyan etmektedir. Ezeli rekabetler, lig ve kupa maçları hep bu dostluk ve kardeşlik havası içerisinde, eskinin o özlemle yad edilen atmosferi içerisinde hatırlanır. Ancak ne yazık ki gerçek bu değildir. Futbol tarihimizin başlangıcı ne futbolcu kavgalarından, ne dar kulüp çekişmelerinden ne de bugünkü hakem tartışmalarından azadedir.
Ah! Şu Hakemler…
Herşeyden önce futbol tarihimizin ilk yıllarının en önemli özelliklerinden bir tanesi hakem problemidir. Hem gündelik basında hem de spor dergilerinde hakemlik ve Türk hakemleri üzerine hemen her hafta bir yazı yayınlanmıştır. Bunlar hakemlerin nasıl giyinmesi gerektiğinden, sahada çaprazlama koşmasının gerektiğinin söylenmesine kadar çeşitlilik arz etmiştir. Futbol karşılaşmalarının sonuçlarına etki eden tartışmalı kararlar söz konusu olduğunda bu haberler ve yorumlar tahmin edileceği üzere daha yaygınlık kesbediyordu. Futbolda tam bir profesyonel hayatın olmaması da bu sorunu büyütmekteydi. Örneğin maçları yönetecek hakemlerin seçimi kulüpler arası bir pazarlık ile tayin edilmekteydi. Akşam gazetesi yazarı Adil Giray’ın borsaya benzettiği bu pazarlıkta kulüp temsilcileri karşı karşıya gelir ve maçlarının hakemleri konusunda tartışmaya girişirlerdi. Hiç bir kulüp karşısındaki kulübün önerdiği hakemi kabul etmeye teşne olmazdı. Bu da hakem krizlerine yol açar, hatta maç saatine kadar hakem bulunamadığı olurdu. Öyle ki birçok kez hakemler maç başlamadan az önce saha etrafından bulunurdu. Ancak büyük takımların maçlarının hakemleri futbol heyeti tarafından tespit edilir ancak basına göre ne hikmetse en fena yönetim bu heyetçe bulunan hakemler tarafından yapılırmış.
Çok sınırlı sayıda iyi hakemin olması futbol federasyonunu bir takım tedbirler almaya sevk etmiştir. Bu amaçla federasyon 1936 yılında yirmibeş emekli futbolcuya federasyon baş antranörünün bir kursundan geçmek şartiyla hakemlik teklif etmiştir. Güneş kulübünde bir çayda da bir araya gelen 25 eski futbolcunun hakem olmasına basından da destek gelmiştir. Ancak bu girişim bir sonuç vermemiştir. Hakemlerin maç yönetimi ve kararları uzun yıllar tartışmalara konu olmaya devam etmiştir.
Ya Seyirciler
Seyircilerin de her zaman tirübünlerde “edep”leriyle oturdukları pek söylenemez. Örneğin bir zamanların önemli spor yazarlarından Sadun Galip seyirciler arasında terbiyesi noksan, muhakemesi kıt bir kaç kişinin bulunmasını ve bunların sağa sola küfürler yağdırmasını önemli bir sorun olarak koymuştur. Seyircilerin bu tip davranışları hakkında düzenlemeler yapılarak, küfürlerin önüne geçilmek istenmiştir. Geçen ay ki yazımızda Ateş-Güneş ile Galatasaray maçında yaşanılan olaylar da zamanın seyircileri hakkında bize bir takım ip uçları sağlamaktadır.
Sert Futbol
Futbol maçlarında kural dışı sertlik, tekmeler, ve hatta oyun veya pozisyon ile alakasız şiddet, yumruklar sahalardan eksik değildi. “Tekmeli Futbolun Önüne Nasıl Geçilir,” “Futbol Sahalarındaki Kavgaların Önüne Nasıl Geçilebilir” gibi başlıklar gazete ve dergi sayfalarında oldukca genis sekilde yer almaktaydı.. Atılan gollerin münakaşalara konu olması bugünden daha az değildi. Örneğin Mayıs 1938’de Beşiktaş Harbiye maçından sonra Harbiyeli yöneticiler Eyüp’ün golü elle attığını hakemler dışında herkesin gördüğünü açıklamışlardır. Beşiktaşlı futbolcular oynadıkları sert oyun sebebiyle bu yıllarda çok sık eleştirilmiştir. Hatta Güneş takımı mağlup olacağını anlayınca sert oynadıklarını iddia ettiği Beşiktaş’ın sahasında futbol oynamayacaklarını açıklamışlardır. Fenerbahçe ile Beşiktaş arasında 1938 Haziranında oynanmış Şilt Kupası final maçı öncesi, maçın güzel olmasının şartının tarafların sert futbol oynamamalarına bağlı olduğu açıklanmıştır.
Hakem Sözü Dinlemez Futbolcular
Sert futbolun yanı sıra futbolcular hakemlerin işini zorlaştıran hareketlerde de bulunuyorlardı. Bunlar profesyonellikten uzak anlayışın bir tezhürüydü. Ancak “amatör” ruhun güzelliklerinden de olmayabiliyordu bu hareketler. Örneğin Güneş ile Alsancak arasında oynanan bir maçın ikinci yarısında Güneşli Melih yerde kalır ve sahayı sedye ile terkeder. Melih’in ne şekilde sakatlandığını merak eden maçın hakemi Ahmet Adem yan hakeme başvurur ve Melih’in Alsancaklı Cemil’in kasdi tekmesi ile yaralandığını öğrenir. Hakem bunun üzerine Cemil’e dışarı çıkmasını bildirmiş ancak Cemil’i dışarı almak kabil olmamıştır. Hakemin sözünü dinleyerek yaptığı hareketin cezasına katlanmayan oyuncunun bu hareketi sonucunda maça devam etmek mümkün olmamış ve Alsancak Güneş karşısında hükmen malup sayılmıştır. Futbol hayatımızın bu ilk devresinde hakemlerin sözünü dinlemeyen oyuncular hiç de ender değildi ve bu da hakemlerin mesleklerini ifa etmelerini engelliyordu.
Saha Beğenmez Takım
1930’larda altyapısını geliştiren takımların başında Fenerbahçe geliyordu. Dergi ve gazeteler için Fenerbahçe’nin yenilenen stadı bir milli onur vesilesi olmuştu. Bütün yabancı maçların orada yapılmasını isteyen basın, bu sahayı sık sık Batılı örnekleriyle karşılaştırıyorlardı. Kendi sahalarının biricik olacağını Fenerbahçeliler de düşünüyor olsa gerek ki başka bir önemli saha olan Taksim sahasında maç oynamayı reddetmişlerdir. İki kere burada sahaya çıkmayan Fenerbahçe 1938 baharında milli kümeden çekilmiştir. Aynı sezon yine Fenerbahçe seyahat tahsisatının eksik ödenmesi sebebiyle İzmir’e gitmeyi reddetmiştir.
Saha İçi Şiddet
Bu hareketler yukarıda da altını çizdiğimiz gibi profeyonel anlayışın ve kurumsallaşmanın yeni yeni oturmaya başladığı erken döneme has örneklerdi. Burada vurgulanması gereken diğer bir önemli husus ise futbolcuların saha içinde sık sık gündeme gelen şiddet eylemleriydi. Bu şiddet futbola dair hareketlerin aşırı biçimleri olabileceği gibi futbolcuların birbirlerini tartaklamaları veya yumruklamaları biçimini de alabiliyorlardı. Bundan dolayı eski zamanda futbolcuların birbirleri ile dostluklarına, oyuncuların centilmenliğine dair anlatılan hikayeler en hafif deyimiyle temelsizdir. Bir zamanların önemli futbol yazarlarından Ulvi Yenal senelerden beri futbol sahalarında yaşanan küfürlerin, tekmelerin ve kavgaların önüne geçemenin mümkün olduğunu belirterek bu durumu teyit etmiştir. Yenal’a göre bu tür kavgalar Avrupa ülkelerinde mevcuttur. Ancak Türkiye’de takımlar arasındaki rekabet ve kavga bir düşmanlık halini almış ve kulüp idarecilerinin şiddet uygulayan futbolcuları üzerinde otoriteleri yok denecek kadar azdır.
Altay-İzmirspor Maçı: Sahadan Hapishaneye
1934 senesi Nisan ayında oynanan maç basında derin bir üzüntüye sebebiyet vermiştir. Çünkü bu sahalarda görmeye alışkın olunan şiddet olaylarından daha vahim özelliklere sahiptir. Daha maç başlamadan bir gece önce kimliği belirsiz kişiler saha girmiş ve kaleleri testereyle kesmişlerdir. Ancak asıl olaylar maçta çıkmıştır. Oyunu kazanamayacağını anlayan İzmirspor kaptanı Nazmi beyefendi maçın tehir edilmesini sağlamak için sık sık fauller yapmış, rakip futbolculara tokatlar atmış, tekmeler savurmuştur. Hızını alamayan Nazmi maç sonrasında topları çivi ile patlatmış, jiletlerle çizmiş ve hatta zabıtalara karşı gelmiştir. İzmirspor oyuncuların maçta gösterdikleri çirkin hareketler cezasız kalmamış ve mahkemeye intikal etmiştir. Kaptan Nazmi efendi ile Kaleci Sami ve Necdet beyler tutuklu yargılanmışlardır. Futbol heyeti de Nazmi efendiye iki sene, diğer ikisine de altışar ay boykot yani futboldan men cezası vermiştir. İzmirspor idarecileri de bir sene diskalifiye edilmişlerdir. İzmirspor takımı ayrıca patlatılan toplar ve kale direkleri için 85 lira maddi cezaya çarptırılmışlardır. Nazmiyi sinirlendiren aslında İngiliz hakemin yönetimiydi. Nazmiyi oyundan atan hakem ikinci yarıda Nazmiyi yeniden oyuna almış ancak bu futbolcunun rakibine bir tokat atması sonucunda yeniden oyunda atılmıştır. Patlattığı toplar da saha kenarına maç oynanırken gelen toplardı. Yani kısacası maç çığırından çıkmıştı.
Ezeli Rekabette Şiddet: Fenerbahçe-Galatasaray
Bu rekabete ait gerginlik ilk yıllara kadar geri gider ve maçlar tartışma ve kavgalardan azade olmazdı. Örneğin 1933 Kasımında oynanan maçta Zeki ile Tevfik arasında itişmeler yaşanmış ve çift vuruşun nasıl kullanılacağına dair sahada uzun süren bir münakaşa olmuştur. Bu olay hem hakemlerin oyuna ne kadar az hakim olduklarını hem de futbol kurallarının saha içinde dahi tartışmalı olduğunu göstermektedir. Zaten günlük basında ve spor dergilerinde sık sık futbol kurallarına dair haberler ve yazılar yayınlanmıştır.
Bir sene sonraki maçta daha büyük olaylar çıkmış ve maç tamamlanamamıştır. Maçın ikinci yarısında ortalık karışmış bazı futbolcular kan revan içinde kalmışlardır. Birbirlerini çamura atan futbolcuların yanı sıra, küfür eden antranörlere haddini bildirmeye çalışan kaleciler dergi sayfalarını kaplamışlardır. Bu maç sonucunda 17 oyuncuya boykot yani futboldan men cezası verilmiştir.
Derbi Dışında Şiddet
Bu gerginliği tamamen ezeli rekabete bağlamak da yanlıştır. Zira Galatasaray Vefa maçı gibi daha mütevazi maçlarda da önemli şiddet olayları yaşanabilmiştir. Galatasaray’ın Vefa’yı 2-1 yendiği maçta üç futbocusu sakatlanmış ve Galatasaray maçı 7 kişi tamamlamıştır. Galatasaray’ın en önemli futbolcularında forvet Selahattin’in ayağı kırılmıştır. Yani tekmeler ve sert futbol ayak kırılmalarına yol açacak kadar sertleşmiştir.
Uzun lafın kısası amatörlükten profesyonelliğe geçiş yıllarında kurallar yeni oturmaya başlıyordu. Bu arada hiç de dostane olmayan hareketler ve saha dışına taşan şiddet hareketleri futbol dünyasında eksik olmuyordu. Bundan dolayı centilemen futbolculara dair güzel nostaljik hikayelerin yanı sıra bugün de yaşadığımız birçok sorunu dedelerimiz de yaşamışlardı.