Y. Doğan Çetinkaya MakaleFutbol TarihiGalatasaray, Galatasaray’a Karşı: Ateş-Güneş Vakası (1933-1939)

Galatasaray, Galatasaray’a Karşı: Ateş-Güneş Vakası (1933-1939)

TamSaha No. 4/ Şubat 2005

by Y. Doğan Çetinkaya
260 kez okundu

Galatasaray’ın 100. sene-i devriyesi münasebetiyle

 

Unutulmuş Bir Takım

Zor günler, kötü anılar pek hatırlamayı sevmediğimiz şeylerdendir. Hele Galatasaray gibi sayısız şampiyonluklar ve futbol tarihinde ilkler yaşamış bir takım söz konusu olduğunda krizler, sıkıntılar akla en son gelen konulardır. Ancak diğer takımlar gibi Galatasaray da birçok kez ciddi bunalımlarla karşı karşıya kalmıştır. Kulübün yaşadığı ilk ciddi bunalım 1930’lu yıllara rastlar. Galatasaray bu tarihten önce de bir takım zorluklar yaşamış ancak 1930’ların başında ortaya çıkan bunalım kulübün içinden çıkmıştır. İdareciler ve oyuncular arasında beliren anlayış farkları kendisini gerginlikler ve çatışmalar şeklinde ortaya koymuştur. Bu anlaşmazlıklar nihayetinde önemli sayıda idareci ve oyuncu kulüpten istifa ederek 1933 yılında Ateş-Güneş takımını kurmuşlardır. Bu yeni kulüp kısa sürede zamanın önemli takımlarından biri haline gelmek ile kalmamış, binasıyla, sosyal aktiviteleriyle ve dönemin elitlerinin yakın alakasıyla imrenilen bir mevkiye yükselmiştir. Buna rağmen bugün Galatasaray’ın içinden çıkan bu kulüp hakkında çok az şey hatırlanmaktadır. Bu sayıdaki yazımız bu “kardeş kavgasına” ışık tutmaya çalışacaktır.

 

Galatasaray’da Gerginlik

Galatasaray 1933 senesine tartışmalarla birlikte girdi. Olimpiyat dergisinin yazarı Eşref Şefik beyin kulübün idare şeklini ve oynadığı futbolu eleştiren yazıları takımda rahatsızlıklara yol açmaya başlamıştı. Eşref Şefik’in Akşam gazetesinde yazdığı bir yazı ile eleştiri dozajını arttırması bu gerginliğin üzerine tuz biber ekti ve Şefik yönetim tarafından Galatasaray’dan ihraç edildi. 3 Şubat 1933 tarihinde toplanan kongre yönetimin bu kararını onadı. Ancak kongrede gündeme gelen sorunlar ve tartışmalar suların Galatasaray’da durulmayacağının da ilk işaretlerini vermişti. Zira kongrenin tartışılan en önemli konularından birisi stadyum hissesi ve hesaplardaki karışıklıklardı. Kısacası akçalı konular üyeler arasındaki ilişkileri etkilemeye başlamıştı. Ya da muhalefet idare heyetini en hassas konulardan biri olan mali hesaplarla sıkıştırmaya çalışıyordu. Kongrede futbol umumi kaptanı Muslih Bey de takım aldığı neticeler üzerine hesap verdi. Takımın almakta olduğu kötü sonuçlar akılda tutulursa pek kolay bir izahat olamadığı varsayılabilir. Kongrede Olimpiyat mecmuası müdürü Sadun Galip Bey Eşref Şefik’e söz hakkı verilmemesini eleştirmiş ancak sözleri “Ali Naci bile Galatasaray’a bu kadar hakaret etmemiştir” bağırmaları arasında kaybolup gitmiştir. Cimbom’da işlerin pek kolay olmadığı Fethi Bey’den boşalan başkan koltuğuna gönüllü çıkmamasından da belliydi. Galatasaray’da başkanlık da yapmış ve kulüpte önemli bir yeri olan Yusuf Ziya’nın (Öniş) gençlerden bir başkan seçilmesi önerisi de kongrede karşılık bulmadı.

 

 

Önde Gelen Üyelerin İstifası ve Ateş-Güneş

Ne bu kongrede alınan kararlar, ne Ali Haydar Bey’in başkan seçilmesi ne de Eşref Şefik’in ihracı Galatasaray’da işleri düzeltmeye yetmez. Hatta bunalım hemen kongre sonrasın Yusuf Ziya beyin istifası ile derinleşir. Hatta Mart ayında futbol başkaptanı Muslih beyin istifası buna tuz biber eker. Futbolcuların masajlarını bile bizzat kendisi yapan böyle vefakar bir kaptanın istifası kulüp için önemli bir kayıptır. İki buçuk sene içinde altı yönetim değiştiren Galatasaray’da şimdi de futbolcular arasında ciddi rahatsızlıklar baş göstermeye başlar. 25 Mart 1933 itibariyle ligin son sırasında olan takım için tehlike çanları çalmaya başlamıştı. Nitekim Türkspor dergisi takımı ikinci kümeye düşme konusunda uyarıyordu. Dönemin spor ve gündelik basınında “ne olacak bu Galatasaray’ın hali” yazılar sıkça yer bulmaya başlamıştı.

Temmuz ayına gelindiğinde istifalar bir sel halini almaya başlamış ve kısa sürede ayrılanların sayısı yirmi yediyi bulmuştu. İstifa edenler arasında kulübün en önde gelen simaları vardı: Adil Giray Bey, Ulvi Ziya Bey, Ümit Cahit Bey, Ethem ve Kemal Rifat Beyler, Hüseyin Kerim Bey, Nüzhet Bey, Dilaver Bey vb… Bu isimler kulüp için ciddi kayıplardı. Ayrılanların boş durmadıkları Ekim ayı içerisinde Bolu mebusu Cevat Abbas’ın başkanlığında Ateş-Güneş’in kurulmasıyla anlaşılacaktı.

 

Tanıtım ve Sosyal Faaliyetler

Kulübün kurulmasında birinci kümede oynamaya başladığı 1935-36 yılına kadar geçen sürede altyapı yatırımlarına ve tanıtım faaliyetlerine ağırlık verilir. Bu faaliyetlerin başında bütün yayın organlarının dikkatini çeken Sıraselviler’de 20 numaralı binada açılan kulüp merkezidir. Bu zamanına göre o kadar güzel bir binadır ki, dönemin önce gelen figürlerinden Aka Gündüz Milliyet’teki bir yazısında kulüp binasını yere göğe koyamamıştır. Modern kulüp binasını modern bir şekilde dekore etmek için fikirler alınmış ve kulübün birinci ve ikinci katlarının döşenmesi için Mart 1934’te bitmek üzere sipariş verilmiştir. Binanın giriş katı ise duş, masaj, soyunma odaları ve dolaplar için sporculara tahsis edilmiştir. Bu binanın yanı sıra Ateş-Güneş Taksim’de Tavn Kulüp ismiyle tanınmış olan tenis kortlarını satın alarak yine en gözde spor mekanlarından birine sahip olmuştur.

Basının ilgisine yeteri kadar mazhar olan bu altyapı yatırımlarının yanı sıra kulüp birçok sosyal faaliyet de düzenlemiştir. Bunlardan ilki Türkiye futbol kulüpleri tarihinde bir ilk olan Yılbaşı Gecesi Balosudur. Bina on beş günlük hummalı bir çalışma ile süslenmiş ve döşeli olan üçüncü katta misafirler ağırlanmıştır. Eğlence Cevat Abbas beyin kulübün ülküsü üzerine yaptığı konuşması ile açılmıştır. Yılbaşı gecesinden sonra da Ateş-Güneş’te düzenlenen toplantılar devam etmiştir. Örneğin Ocak ayında Abbas düzenlenen çay ve konferansta dönemin ruhuna uygun bir şekilde “Türk Irkı ve Dünyaya Yayılışı” adlı bir konuşma yapmıştır. Konferansa 200 kişilik “seçkin” bir davetli grup hazır bulunmuştur. Kulübün lokali 16 Mart 1933 tarihinde ise Fuad Köprülü’nin konferansına ev sahipliği yapmıştır. Köprülü “Türkün eşsiz kahramanı ve dünyanın eşsiz inkılapçısı ulu gaziden” bahseden bir konuşma yapmış, bu konuşmayı dinleyenler arasında CHF Umumi Katibi Recep Peker, İstanbul Valisi Cevat Kerim, Rektör Neşet Ömer beyler de bulunmaktaydı. Ateş-Güneş’in bu çay ve konferansları geleneksel bir hale gelecek şekilde on beş günde bir tekrar edilmeye başlanacaktır. Bu faaliyetler ile kulüp kendinde söz ettirmeyi ve dönemin ileri gelenlerinin dikkatini çekmeyi başarmıştır. Ancak bununla da yetinilmemiştir. 23 Şubat 1934 tarihinde bir çocuk günü tertip edilmiş ve bu İpek Film tarafında sesli filme alınmıştır. Kulübün amacı bu filmi yurdun dört bir yanında sinemalarda oynattırmaktır. Ayrıca çocuk gününde yapılan tüm konuşma, tartışma ve manzumlar bir kitap olarak da yayınlanacaktır. Bu etkinlikler henüz spor sahasında ilk adımlarını atan bir kulübün varolma biçimleriydi.

 

Fenerbahçe ile Samimi İlişkiler

Galatasaray’dan ayrılan kişilerin kurduğu Ateş-Güneş takımının eski ezeli rakipleri Fenerbahçe ile girmiş olduğu samimi ilişki kayda değerdir. Bu samimiyetin Galatasaray’lıları oldukça “gıcık” etmiş olması muhtemeldir. Bu samimiyetin en bariz örneği Ateş-Güneş’in lokalinin açılışının hemen akabinde Fenerliler tarafından ziyaret edilmelidir. Fenerliler Taksim’de oynadıkları Beykoz maçından sonra Ateş-Güneşliler tarafından davet edilmişlerdir. Fenerli oyuncular kulüpte giyindikten sonra, Olimpiyat dergisinin aktardığına göre beraber çay içmişler ve “samimi” hasbıhalde bulunmuşlardır. Yakın ilişki bununla kalmamış Ateş-Güneş takımı Sıraselviler’deki lokallerinde Fenerli oyuncular için bir oda tahsis etmiştir. Bu samimiyet o zamanlarda adet olduğu üzere yabancı takımlara karşı ortak takım çıkarmak adetiyle de pekişmiştir. 1935’de lig başlamadan önce Fener-Ateş muhteliti yabancı takımlara karşı başarıyla mücadele vermişlerdir.

 

Anlayış Farkı: Amatörlük versus Profesyonellik

Ateş-Güneş kurulalı daha bir sene olmadan yeniden birleşmelerine dair spekülasyonlar ve istekler gündeme gelmeye başlar. Bu konuda ciddi baskıların olduğunu iki kulübün birkaç kez resmi düzeyde masaya oturmasından anlıyoruz. Bu konuda en ciddi baskı Spor Postası yazarı Nusret Safa beyden gelmiştir. Ateş-Güneş’in güzel yatırımları yapmasına rağmen kısa zamanda başarıya ulaşması bu yazara göre hayaldir ve yapılacak en akıllıca davranış tekrar güç birliği yapmaktır. Ateş-Güneş’i değerlendirmesi birçok Güneş’li tarafından hakaret olarak algılanan Nusret Safa tepki telefonları almış ve değerlendirmesini tekrar yapmak zorunda kalmıştır. Daha sonra Spor Postası’na yazan Osman İbrahim “Ne AteşGüneş G.Saraya muhtaç, ne G.Saray Ateşgüneşe, Neden ayrı çalışmasınlar” diyerek bu tartışmaya Güneş’lilerin nasıl baktığını özetlemiştir. İki kulüp arasında en ciddi toplantı 1934 Kasımında yapılmış ve heyetler birçok konuda antlaşmışlardır.

Bu görüşmelerde iki kulüp arasındaki anlayış farkı ayan beyan ortaya çıkmıştır. Bu sebeple bu ayrışmayı amatör spor anlayışıyla, profesyonel anlayışın çatışması biçiminde de görebiliriz. Zira bu görüşmelerde anlaşılmıştır ki Ateş-Güneş muhtelif spor şubeleri olan içtimai bir kulüptür. Kulübün nizamnamesine göre sporcu olmayan üye ile bilfiil spor yapan üyeler birbirinden ayrılmıştır. Yani sporcularla idareciler arasında kesin ve hukuki ayrım vardır. Yani bu süreci sporcuların hem oyuncu hem yönetici olduğu devreden, profesyonel idarecilik evresine bir geçiş olarak kabul edebiliriz. Galatasaray’da bir süredir bu tip tartışmaların yapılıyor olması da Ateş-Güneş’lilerin ayrılmalarının gerekçelerini daha bir aydınlatıyor. Görüşen heyetler Galatasaray adı altında ama Ateş-Güneş’in felsefesi ile birleşme kararı almışlar ancak bu hayata geçememiştir. Birleşmenin hayata geçirilememesinin sebeplerinden biri de zamanın basınına göre spor ve idareciliği birbirinden ayırmak istemeyen gençlerin bu birleşmeye mani olmak için takrir dolaştırmaları, imza toplamalarıdır.

 

Siyasilerin Açık Desteği

Ateş-Güneş futbol takımı ilk önemli maçını Ankara’da Gençlerbirliği ve Ankaragücü’ne karşı oynamıştır. 27 Ekim 1934’de GB’ye 4-1 yenilen takım 3 Kasım’da Ankaragücü’nü 3-2 mağlup etmeyi başarmıştır. Bu maçları Adalet Bakanı Şükrü Saraçoğlu ile Ekonomi Bakanı Celal Bayar yakın ilgiyle takip etmişlerdir. Sahalara ısınmaya başlayan Güneş İstanbul’daki ilk ciddi maçında İstanbulspor’u 3-0 yenmiştir. Güneş’in maçlarına Celal Bayar yakın ilgi ve alaka göstermeye devam edecektir. Bu açık siyasi destek Atatürk’ün ziyaretleri ile doruğa ulaşmıştır. Herşeyden önce Atatürk’ün kulübe özel olarak verdiği yalnız “Güneş” adı, kulüp kongresinde alkışlarla 28 Aralık 1934 tarihinde kabul edildi. Böylece kulübe adını Atatürk vermiş oluyordu. Atatürk kulübü daha sonra 30 Ocak tarihinde ziyaret etmiş ve bu gün kulüp tarafından “güneller bayramı” olarak kabul edilmiştir. Atatürk kulübü pek ara vermeden 15 Şubatta bir daha ziyaret etmiş ve kulüp lokalinde Köprülü ve general Fahrettin Bey ile öz Türkçe bir kelime hakkında görüşlerini anlatırken çekilen bir fotoğrafı Top dergisinde yayınlanmıştır.

 

Lig’de İlk Tokat Galatasaray’dan

1935 Senesini hazırlık maçları ile geçiren Güneş takımının karşısındaki en önemli sorun lige hangi kümeden başlayacağıydı. Zira yeni kurulan bir kulüp olarak üçüncü kümeden başlamalıydı. Oysa onlar doğrudan birinci kümeye girmek istiyorlardı ve bu yöndeki taleplerini mıntıkaya bildirmişlerdi. Bu isteğe basından tepkiler gelmiş ancak Güneş’e olan siyasi desteği de gösterecek bir şekilde Güneş gayr-i hukuki olarak birinci kümeye kabul edilmiştir. 1935 Sonbaharında başlayan sezona Güneş hızlı başlamış ve ilk maçları olan Süleymaniye ve Eyüp maçlarını 4-0 ve 6-1 gibi net skorla geçmiştir. Ancak üçüncü haftada Galatasaray ile karşılaşmış ve ciddi bir yara almıştır. Takımların ilk onbirleri şöyledir: G.S.: Avni, Osman, Lütfü, Kadri, Nihat, Fahir, Salim, Sabahattin, Gündüz, Fazıl ve Danyal. A.G.: Safa, Alaattin, Hasan, İsmail, Reşat, Münir, Tevfik, Mehmet, Melih, Hıristo, Kemal Sefik.

 

Ayva Olayı

Güneş her ne kadar Galatasaray’a 6-2 yenilmiş de olsa gündemi saha dışında yaşanan olaylar doldurmuştur. Ateş-Güneş’in ambleminin iç içe geçmiş A ve G harflerinden oluşmasının verdiği “ilham” ile Galatasaraylılar bu takıma “Ayva G.tlüler” adını takmışlardır. Ve ilk maçla birlikte futbol sahası Galatasaraylıların muzip bir şekilde attığı ayvalardan geçilmez olmuştur. Dergi ve gazeteler ayvaların toplanması fotoğraflarına önemli bir yer ayırmışlardır. Ancak olaylar bu ayvalama olayı ile son bulmamış, Galatasaraylı oyuncular centilmenlik dışı hareketlerle oyunu oynanmaz bir hale sokmuşlardır. Öyle ki cimbomlu Lütfü’nün tekmesi sebebiyle sakatlanan Melih ambulans ile Alman Hastanesine kaldırılmak zorunda kalmış, Galatasaraylı Danyal ve Kadri de kırmızı kart ile oyun dışına atılmışlardır. Maçın gerginliği maç sonrasında da devam etmiş, Güneş kulübü önünde toplanan yaklaşık bin kişilik bir topluluk bağırıp çağırmış, bina içerisine girip camları kırmış ve attıkları taşlarla Güneşli Haydarı yaralamışlardır. Ortalığı savaş alanına döndüren bu olaylardan sonra nihayet polis kontrolü ele alabilmiştir. Bu maçtan sonra Güneş kendine gelmekte zorlanmış ve Fenerbahçe ile başlayan bir yenilgiler serisine girmiştir.

 

Boynuz Kulağı Geçer: Güneş 1938 şampiyonu

Ligi ilk sene ortalarda bir yerde bitiren Güneş oyun kalitesini arttırmış ve 1938 senesi gibi çok kısa bir süre içerisinde İstanbul Ligi şampiyonu olmayı başarmıştır. Güneş şampiyonluğu kazandığı 1938 senesinde Galatasaray’ı 6-0 ve 4-2 gibi net skorlarla yenmiş ve dayandığı felsefesinin yaygınlık kazanmasına katkıda bulunmuştur. Fikri çok kısa zamanda iktidara gelen Güneş takımı, şampiyon olduktan bir sene sonraki ligde olmayacaktır.